- Ebolax -
Ebolax Emre Şenkal
World Programmer
CV
Profile - Send mail
msn : ebolax@hotmail.com
email : ebolax@gmail.com

Categories

Search

Archive

Calendar

<<  November 2008  >>
SuMoTuWeThFrSa
2627282930311
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30123456

Pages

Blogroll


Çağan Irmak gerçekten bambaşka bir yönetmen. Türk insanının duygularına inmeyi çok iyi biliyor ve her filmi çarpıcı, etkileyici... yani ne kadar olması gereken özellik varsa o.

Geçen Cumartesi "Issız Adam" filmini seyrettim ve son 5 yıl içinde sinemada izlediğim 2. Türk filmi oldu (1.'si Babam ve Oğlum'du :)

Filmi hayatımda izlediğim en iyi filmler içinde ilk 3'e koyuyorum doğrudan. Aşk bu kadar güzel anlatılabilir yani o kadar diyorum. Filmde kendimden de baya bir şey buldum açıkçası o yüzden çok etkilendim.

Mutlaka seyredin diyorum başka da bir şey demiyorum :)

Firefox... kuuur!

22.10.2008
Efendim firefox'u çılgın add-on'larla kullanan örneğin Krokiller gibi birsürü insan mevcut biliyorum ama benim özellikle işim dahilinde kullandığım birkaç add-on var onları söylemeden geçemeyeceğim :)

DownloadHelper : sayfada olan video dosyalarını müzik dosyalarını falan cayır cayır alıyor makinenize süper bir add-on :)
Embedded Objects : Bakın bu yenice Firefox 3 altyapısına göre ayarlandı. İşimden dolayı sayfada yer alan swf dosyalarını bilgisayarıma çekmem gerekiyor ve her seferinde kaynak kodundan bulayım falan çok zor oluyordu. Bu add-on ile gelsin embedded ne kadar object varsa :)
FoxyProxy : Artık Türkiye'de proxy olmadan yaşanmıyor biliyorsunuz 2 siteden biri engelli durumda :)
FlashGot : Download programı olarak vazgeçemediğim Flashget'i download yöneticisi olarak kullanabilmemi sağlayan cici add-on :)

Bu kadar kullanıyorum evet ben açgözlü biri değilim :)

Devam edelim biraz daha bakalım... Başta Netbeans olmak üzere diğer IDE'lerin hiçbirinin yeni versiyonları çıkmıyor bu ara. Adamlar soğudu demek ki işten :) Netbeans çıksın artık diye bekliyorum yalnız özel olarak kaç zaman oldu hala beta aşamasında acaba bir sorun mu çıktı demeden duramıyor insan :)

"Ultimate Avengers I - II" ve "Next Avengers - Heroes Of Tomorrow" animasyon filmlerini çektim hastasıyım Marvel'in :) Bir Kaptan America olsun bir Demir Adam olsun hepsi bir arada e daha ne olsun :) Adamlar güzel de animasyon yapmışlar kendilerine tebriklerimi fışkırtıyorum buradan :)

Oha oha İngiltere'de olan olaya bakın...34 yaşındaki Wayne Forrester isimli adam, ayrı yaşamaya başladığı eski eşi Facebook'taki medeni halini "Bekar" olarak ayarlayıp profilinde "erkeklerle tanışmak istediğini" belirtince, eski evine gidip karısını yatağında öldürmüş! Anaaa ne manyak insanlar var olm. Müebbet ile yargılanıyormuş adam hadi bakalım.

Buyrun adamlar Flash oyunu yapma aşamalarını mis gibi açıklamışlar Flash'cılar yararlansın :) http://www.kongregate.com/labs

Tropic Thunder

14.10.2008
Hacı dün Tropic Thunder denen filme gittim sakın gitmeyin sinemada seyredilecek film değil :) Filmin bazı sahneleri eywallah güzel komik ama genel olarak sıkıcı bir film.

Yalnız filmde Tom Cruise ufak bir rol oynamış ki aklınız durur öldüm gülmekten :)))) Adamlar boşuna film yıldızı olmuyor hacı işte yetenek var yani :) Şu videoyu mutlaka seyretmeniz lazım :)


Arkada çalan müziği de buradan gorebilirsiniz :)


Noldu Sana Kuzum?

30.07.2008
Hacı dün akşam televizyonda "Polis Akademisi 3" ve "Mumya" filmlerini dönüşümlü olarak seyrediyorum (bu da moda oldu bu ara bildiğim filmleri çevire çevire seyrediyorum) ve "hey gidi günler" diyordum ki iki filme de reklam girdiği anda (bu da ilginçtir bir kanalda reklam varsa diğerinde de oluo anlaşmalı mı olm bu işler) "Kanal T" diye bir kanala geçtim (T cetvelinden mühendislere özgü bir kanal havasında) ve o da ne! "Evil Dead" oynuyor :) Hastasıyım efenim ben Evil Dead'in. O kadar güzel makyaj bu kadar komik bir film için nasıl harcanmış bilemiyorum ama ölmek bilmeyen yaratıklar saçma sapan dövüş sahneleri ve her an aksiyonuyla Evil Dead seyretmeye doyulamayacak filmlerden :) Özellikle grup olarak seyretmesi oldukça zevkli oluyor :) Bu arada adamlar Evil Dead'in müzikalini yapmışlar komedi öğeleri ağırlıklı bir şekilde. http://www.evildeadthemusical.com/ adresinden inceleyebilenzo :)

Bu cep telefonlarına yakında numara taşıma olayı gelecek nasıl olacak acaba çok helecanlıyım :) Ben vodafone'a geçeyim diyorum da aradığın zaman bak bu adam turkcell'lidir vodafone'ludur diye belirtecek mi acaba? Ne olacak olm bu işler bilen biri yazsın şunun altına :))

Star Trek MMORPG olarak geliyormuş. Bu yaştan sonra Klingon'lu olacaz hadi bakalım hayırlısı :)

Microsoft "Mojave" kod adında bir reklam testi yapmış ki fıkra gibi. Windows Vista'dan nefret eden 120 kişiyi almışlar "neden sevmiosun kardeşim ne yaptı Vista sana?" demişler. Adamlar da anlatmış dertlerini falan (bu arada ben de Vista'dan nefret ediyorum)... neyse sonra demişler ki "Microsoft Mojave kod adıyla bir işletim sistemi geliştiriyor ve bu işletim sistemini ilk siz deneyebileceksiniz".  Adamlar 10 dakika kullanmış işletim sistemini ve "waay", "super", "olmaz böyle şey" nidaları yükselmiş ortamdan. Son açıklamışlar ki %90 beğenilen işletim sistemi yeni bir işletim sistemi değil yalnızca Vista'nın makyajlı haliymiş :) Rezil olmuş deneye katılan adamlar ben olacaktım ki itin g.tüne sokardım hertürlü Vista'yı :))))

Guncel.net'den bulduğum bir yazıyı aktarıyorum bence Star Wars 1. sırada olmalıydı :) Bunlar sırasına göre mi bilemiyorum yalnız onunla ilgili bir şey belirtilmemiş.

Guardian gazetesinde yer alan değerlendirmeye göre gelmiş geçmiş en iyi 10 bilim-kurgu filmi şöyle:

1. Blade Runner (1982) Yönetmen: Ridley Scott
 
İster tiyatro versiyonunu tercih edin (arkadan sıkıcı bir sesle verilen anlatım vardı fakat ünlü unicorn sahneleri yoktu) ister bundan bir kaç yıl gerçekleştirilen sinema versiyonunu öne alın, Blade Runner açık ara önde.
 
Hikayenin ana ekseninde Harrison Ford'un canlandırdığı polis Rick Deckard karakteri yer alır. Bu polis karakteri, 'kopyalar' olarak adlandırılan dört klonlanmış (insansı)  humanoid'in peşindedir. 'Kopya'lar kanundışı ilan edilmiş olup peşlerindeki 'Blade Runner' Deckard'ın onları yoketme planından kaçmaktadırlar. 
 
Film genel olarak Philip K Dick'in "Androidler Rüyalarında Elektronik Koyunlar mı Görürler?" adlı kısa hikayesine dayanıyor. Londra'daki King's Collage'de çalışan kök hücre biyologu Stephen Minger "Blade Runner şu ana kadar yapılmış en iyi film..." saptamasını yapıyor  "...kendi zamanının çok ilerisindeydi. Hikayenin temelinde yatan 'İnsan olmak ne demektir? Biz kimiz ve nereden geliyoruz?" soruları ise asırlardır kendimize sorduğumuz sorular."
 
İnsanı makineden ayırt etmek için bir formül geliştirebilme çabasıyla birlikte bu film aynı zamanda 'bilinç' kavramını da sorguluyor. Sonradan yerleştirilmiş anılara ve programlanmış yapay duygulara sahip kopyaları saptayabilmek için polis tarafından Voight-Kampff empati testi uygulanıyor filmde. "Voight-Kampff empati testi, nörologların günümüzde uyguladıkları testlerden pek de farklı değil" diyor University College London öğretim üyesi Chris Frith.
 
Deckard karakterinin de bir kopya olup olmadığı yolunda tartışmalar yaşandı. Yönetmen Ridley Scott bu karakterin olduğunu söylerken Harrison Ford ise film çekimleri sırasında Scott'un kendisine "Deckard karakterinin insan olduğunu söylediğini" iddia ediyor. Cevap ne olursa olsun, film müziklerinden senaryo içinde yer alan çarpıcı diyaloglara ve geleceğin Los Angeles'ını tasvir eden sinematografiye kadar her açıdan kaliteli bir film bu.
 
2. 2001: A Space Odyssey (1968) Yönetmen: Stanley Kubrick
 
Kubrick ile ünlü bilim-kurgu yazarı Arthur C Clarke arasındaki işbirliğinden ortaya çıkan çarpıcı ve gizemli bir hikaye. Yapıldığı dönem için devrimci sayılacak nitelikteki özel efektleriyle müthiş bir ün kazanmıştı bu film.
 
NASA'da çalışmakta olan uzay aracı uzmanı Harry Lange ve Frederick Ordway, bu filmde kullanılacak prototipleri ve teknik araçları sağlaması için Boeing ve IBM gibi şirketleri ikna ettiler. Borehamwood'taki seti gezen astronotlar ise orayı "Doğu NASA" olarak nitelendirmişlerdi.
 
Edinburgh'lu doğa tarihi profesörü Aubrey Manning bu filmi şu sözlerle övüyor: "Simülasyonlarda kullanılan zekanın parlaklığı bugünkü modern bilgisayar grafiklerine rağmen aşılamadı. Brezilya tapirlerinin 'tarihöncesi hayvanlar' olarak kullanılmasındaki zeka... Ağaç dalından sopa yapılmasından uzay mekiğine kadar sergilenen zeka. Kubrick açıkça gösteriyordu ki alet kullanımı bir kere başlayınca gerisi kaçınılmaz olarak geliyor. Doğu kıyısının o tatlı aksanıyla konuşan süper bilgisayarların ilki Hal'a kadar..." 
 
3. Star Wars (1977)/Empire Strikes Back (1980)
 
Orijinal Star Wars triolojisinin bu ilk iki filmi, bilim-kurgudan öte 'nostaljik' nedenlerle listeye girmeye hak kazanıyorlar.
 
Temelde uzayda geçen bir kovboy filmi konseptini işlerken bu iki film bir yandan iyi ile kötünün arasında ezelden beri süregiden mücadeleyi anlatırken bir yandan da başrol oyuncuları Harrison Ford, Mark Hamill ve Carrie Fisher'ın akıl karıştırıcı bir tarzda teknolojik terimlerle konuşmaları izleyicide olağanüstü bir etki bırakıyordu.
 
Bu filmlerde işlenen mistisizm ise Star Wars serisini filmi diğer bilim-kurgu filmlerinden bariz şekilde ayırıyor: Belli kişiler tarafından iyi veya kötü amaçlarla kullanılabilen ve evrenin her yerine yayılmış bir "güç" kavramı o kadar derinlere işledi ki ABD'de bir takım insanlar bu inancı gerçekten bir "din" olarak kabul edecek kadar ileri gittiler.
 
Filmin konusundaki ana eksen ise epik bir efsane: Herkesi kendi kölesi yapma arzusundaki İmparatorluk (ki bunun başındaki İmparator, güç tutkusuyla kendinden geçmiş bir manyak. Yardımcısı ise yarı insan yarı makina korkunç bir yaratık: Darth Vader) ile küçük bir isyancı grubu arasındaki savaş.
 
Bilim tarafından değerlendirecek olursak, ışık hızında yolculuk konusu "hiperuzay" olarak adlandırılan ve normal fizik kurallarının geçerli olmadığı bir kavramla birlikte ele alınıyor. Bir de "gücü kullanabilen" Jedi'lar arasındaki ışın kılıcı dövüşleri var ki fizik teorisi açıdan ışın kılıçları imkansızdır. Ama tabii ki burada vurgulanmak istenen asıl konu daha farklıydı.
 
Bu iki filmin bir diğer özelliğiyse; oyuncak, bilgisayar oyunu ve replikaların ticari markalaşmasını başlatması oldu ki günümüzde yapılan bilim-kurgu filmleri için "franchising" vazgeçilmez bir özellik ve gelir kaynağı oldu.

4. Alien (1979) Yönetmen: Ridley Scott
 
Hep o ikonlaştırılmış sahnesiyle hatırlanır: John Hurt'un göğsünden kanlı bir şekilde fırlayıp çıkan bebek Alien yaratığı. Ama alien filmi bundan çok daha fazlasıydı. Gezegenler arası yolculuk yapan bir madencilik aracına giren bir yaşam formunun damarlarında kan yerine asit dolaşmaktadır. İki ayrı sıralı çeneye sahip olan bu yaratık, gemideki mürettabatı çok kanlı bir şekilde parçalamaktadır.
 
Gotik set tasarımı ve Sigourney Weaver'in canlandırdığı 'gönülsüz kahraman' Ellen Ripley karakteri üzerinden Alien filminin arka planında annelik, penetrasyon ve doğum temaları işlenir. Ancak UCL'deki uzay psikologu Kevin Fong açısından bakılacak olursa bu filmin asıl öne çıkan noktası, filmdeki mürettebatın gayet sıradan olan hayat tarzı.
 
"İlk defa bu filmle birlikte düşünmeye başladık ki, uzak bir gelecekte uzayda yaşayıp çalışacak olan insanlar, yedikleri pizzanın artıkları etrafında sigara içecek ve vakit geçsin diye iskambil oynayacak sıradan insanlar olacak..." diyor Kevin Fong "uzun süreli bir uzay yolculuğunun nasıl bir şey olacağını anlatıyordu bu film: Kirli, terli ve klostrofobik bir ortamda çok uzun zamanlar boyunca çekilecek can sıkıntısını erteleyecek tek şey insanın kanını dondurcak cinsten bir dehşet ortamı olacak."
 
5. Solaris (1972) Yönetmen: Andrei Tarkovsky
 
Steven Soderbergh tarafından 2002'de tekrar çekilmiş olmasına rağmen, bu orijinal versiyon, Stanislaw Lem tarafından yazılan romanın hayranları tarafından hala hayranlıkla hatırlanıyor.
Uzak bir gezegendeki üste garip bir şekilde ölen bilimadamının yerini almak üzere bir psikolog söz konusu gezegene gelir. Orada bir kısım tuhaf kişilerle -bu arada kendi ölmüş karısıyla karşılaşacaktır. Gezegende bulunan akıllı varlıkların yarattığı ve giderek daha çekici hale gelen sanal bir tasarım, insanların beynine 'gerçeklik' olarak yansıtılmaktadır.
 
Timescape adlı kitabın yazarı ve Kaliforniya Üniversitesi'nde fizik Profesörü olan Gregory Benford şu yorumu getiriyor: "1972 tarihli Solaris; bizim insani algılarımız, buna uygun yarattığımız kategorilerimiz ve karşılaşacağımız varlıkları 'insansı' olarak düşünme eğilimimizle ortaya koyduğumuz 'bilim' anlayışının sınırlarına hitap eden belki de tek filmdir. Bu filmde yalnızca görsel bir hikayenin değil aynı zamanda çok trajik ve üzücü bir dramanın sergileniyor oluşu bu filmin önemini daha da artırmaktadır."
 
6. Terminator (1984)/T2: Judgement Day (1991) Yönetmen: James Cameron
 
Robotlar 2029 yılından 1980'lerin Los Angeles'ine acımasız bir cyborg (Arnold Schwarzenegger) göndererek gelecekteki isyancı insanın annesini öldürmeyi planlamışlardır. Terminator filmi, zaman yolculuğundaki sözgelişi büyükbaba paradoksu gibi sorunları ele alan az sayıdaki filmden biridir. Söz konusu paradoks şöyle: zamanda yolculuk ederek eski bir tarihe gider ve büyükbabanızı öldürürseniz, siz de var olmayacaksınız demektir, o halde zamanda geri de gidemezsiniz...
 
İkinci Terminator filminde 'şekil değiştirebilen' bir metalden yapılan bir başka cyborg kavramını ileri sürüyor. Oxford'da Kuantum fizikçisi olarak çalışan David Deutsch şöyle diyor: "Bu filmde işlenen bilimselliğin biraz tutarsız olmasına rağmen kendi türü içinde mükemmel bir parça olduğu söylenebilir ama ben buna 'bilim-kurgu' yerine 'aksiyon filmi' demeyi tercih ederdim çünkü aslında 'bilim-kurgu' olarak adlandırılmayı hakeden çok sayıda film var." 
 
7. The Day the Earth Stood Still (1951) Yönetmen: Robert Wise
 
Soğuk savaş paranoyası içindeki Amerika'da çekilen bu filmde Washington'a bir uçan daire iner. Uçan dairenin içinden insansı bir uzaylı Klaatu ve onun robotu Gort çıkacaklardır.
 
Aptallığa tahammülüm yok! Benim halkım aptallık yapmadan yaşamayı öğrendi" diyen Klaatu dünya liderlerini -liderler kendini dinlemeyince bu sefer bilimadamlarını- ikna ederek insanlığı birbirini yok etme hevesinden vazgeçirmeye çalışır.
 
"Filmin gösterimi sırasında sinema salonunun müdürü klasik bir Orson Welles numarası çekerek, filmi durdurmuş ve az önce bir uzay gemisinin dünyaya indiğini bildirmişti." bilgisini ileten Beagle 2 proje lideri Colin Pillinger bu filmi en iyi bilimkurgu filmlerinden biri olarak niteliyor.
 
8. War of the Worlds (1953) Yönetmen: Byron Haskin
 
Soğuk savaş döneminde çekilmiş bir diğer film. Bu filmin temelini oluşturan  HG Wells'in "dünyayı işgal eden Marslılar" temasını işleyen hikayesini Orson Welles radyoya uyarladığında show dünyası ve yayıncılık tarihine geçmişti.
 
Kaliforniya'daki Dünyadışı Akıllı Varlıklar Araştırma Projesi SETI'de çalışan kıdemli astronom olan Seth Shostak bu film için "Asla tanıyamayacağınız tamamen farklı bir dünyada tamamen farklı şartlar altında gelişmiş başka bir tür hayat formu olabileceği fikri, çok çarpıcı bir fikir." yorumunu getiriyor.
 
9. The Matrix (1999) Yönetmen: Andy & Larry Wachowski
 
Özel bir felsefe sistemi, elbise fetişizmi ve inanılmaz derecede etkileyici özel efektlerin bir araya geldiği bu filmde insan yapısı (yapay) zekanın gezegeni köleleştirmesi anlatılıyor.
 
Bu filmde işlenen konunun arkasında yer alan bilimsellik oldukça eksik olduğu için bunu telafi etmek anlamında "sürekli kafası karışık durumdaki Keanu Reeves'in kaşıklar hakkındaki bir takım laflar karşısında bocalaması ve binaların tepesinden atlaması" gibi unsurlar önplana çıkarılıyor. Ama bunun pek de önemi yok çünkü bu filmde sağlam bir film şablonu var: Gelecekteki iyi adamlar, gelecekteki kötü adamlarla savaşıyorlar.
 
10. Close Encounters of the Third Kind (1977) Yönetmen: Steven Spielberg
 
Filmin afişinde "Yalnız değiliz" yazmışlardı. Richard Dreyfus'un uzaylı ziyaretçiler hakkında giderek artan takıntısı ve olayın arkaplanında 'herşeyden haberdar' gizli bir hükümet örgütünün çabaları.
 
Uzaylıların 'ters çevrilmiş bir Noel ağacı' şeklindeki devasa bir gemiyle ortalığı sallaması veya kozmik bir sintisayzırla çalınan Jean Michel Jarre eşliğinde ortaya çıkması pek muhtemel olmamakla beraber bu film 'uzaylı ziyaretçiler' hikayesini çok klas bir şekilde anlatıyor.

İngiliz The Times gazetesi E.T.’den Casablanca’ya kadar "en iyi finale sahip" 20 filmi seçti.

20- Se7en
David Fincher, 1995
‘Kutudaki kesik kafa’ gerçekten de insanı donduracak kadar dehşetli ve unutulmaz bir finaldi.

19- Blair Witch Project Daniel Myrick, Eduardo Sanchez, 1999
Heather’ın son video görüntüleri –ki filmin afişinde de kullanılan görüntü buydu- korkunun ve dehşetin gerçek yüzüydü

18- Akıl Defteri Christopher Nolan, 2000
Leonard’ın amnezyak bir şekilde intikam peşinde koşması onu seri katile çevirmiştir. Ve bu eylemlerini sürekli tekrarlayarak hayatına devam edecektir. Kendimizi ona ‘sempati’ duyar halde buluruz.

17- Maymunlar Gezegeni Franklin J Schaffner, 1968
Meğerse orası bizim dünyamızmış ve bütün o felaketler bizim dünyamızda gerçekleşmiş. George Taylor (Charlton Heston) acı ve öfkeyle haykırır: “Sizi manyaklar! Mahvettiniz her şeyi! Lanet olsun! Allah hepinizin belasını versin”

16- Esaretin Bedeli Frank Darabont, 1994
Umutsuzluğun ve haksızlığın en üst düzeye ulaştığı bir hayatın bile bir Meksika plajında mutlu sona ulaşabileceğini düşünmek güzel bir final.

15- Rüzgar Gibi Geçti Victor Fleming, 1939
Scarlett O’Hara (Vivien Leigh) kocası Rhett Butler (Clark Gable) tarafından terk edilirken “Samimi olarak söylüyorum sevgilim, umurumda değil!” lafını da yemiştir. Gene de yıkılmaz. Gözünden bir damla yaş akarken “Onu geri getirmenin bir yolunu bulacağım. Yarın yeni bir gündür.” diyecektir.

14- Doctor Strangelove Stanley Kubrick, 1964
Vera Lynn’in ‘We’ll Meet Again’ şarkısı eşliğinde o patlamaları izlerken Kubrick bize son darbesini indirir.

13- Les Diaboliques Henri-Georges Clouzot, 1955
Amerikan versiyonunu boşverin. Siyah-beyaz orijinal Fransız filminde banyo küvetinden kalkan ve bu görüntü karşısında kadının kalp krizine geçirmesine neden olan o sahne, şeytani planın başarısının da ispatıdır.

12- Oz Cadısı Victor Fleming, 1939
Uzaktaki diyarların dayanılmaz cazibesine karşın Dorothy “Ev gibisi yoktur” diyecek ve kaderini böylece belirlemiş olacaktır.

11- Thelma ve Louise Ridley Scott, 1991
Susan Sarandon’ın gazı kökleyip arabayı uçuruma sürdüğü final sahnesinde içimiz acır ama bir yandan da pişmanlık duymaksızın ve muzaffer bir şekilde ölüme giden bu kızlara saygı duyarız.

10- Altıncı His M. Night Shyamalan, 1999
Filmin anlamını veren sahne zaten finaliydi. Crowe kendisinin de bir hayalet olduğunu öğrenir ve biz seyircilere bu finalin yaratılmasındaki dehaya hayran olmaktan başka yapacak bir şey kalmaz.

9- Olağan Şüpheliler Bryan Singer, 1995
Verbal Kint (Kevin Spacey) hikayenin büyük bölümünü kendisi uydurmuştur, o Kalman Söze’nin kendisidir. Ve sadece ‘çenesini ve aklını’ kullanarak serbest kalmayı bilmiştir.

8- İtalyan İşi Job Peter Collison, 1969
Otobüsle kaçış iyi bir fikirdi, ta ki geçirdikleri kaza sonucunda kayaların ucuna savrulana kadar. Ve finali getiren o müthiş cümlede bir ipucu vardı: “Dayanın çocuklar, bir fikrim var..”

7- Bazıları Sıcak Sever Billy Wilder, 1959
Mükemmel bir komedi filmine mükemmel bir final. Jack Lemmon peruğunu fırlatıp “Ben bir erkeğim!” diye haykırınca Osgood’un verdiği cevap sinema tarihine geçecektir: “Kimde mükemmel değildir.”

6- Tiffany’de Kahvaltı Blake Edwards, 1961
Manhattan’da sağnak yağmur altında Audrey Hepburn’un Holly Golightly karakteri umutsuzca kedisini aramaktadır çünkü o kedi kalbini aşka kapatmadığının bir simgesidir. Ancak kediyi bulabilirse George Peppard’in canlandırdığı fakir yazar Paul’le devam edebilecektir. En sonunda kedi bulunduğunda bütün gözler yaşlıdır ve kedinin öfkeli görüntüsü bu sahne içinde son derece komiktir de…

5- Chinatown Roman Polanski, 1974
Özel detektif Jake Gittes (Jack Nicholson) aradığı bütün cevapları öğrenmiştir ama Noah Cross’u (John Huston) durduracak gücü yoktur. Ölümcül sahnenin etrafında kalabalık birikirken ona geri dönmesi söylenir “Boşver Jake, burası Çin mahallesi..”

4- E.T. Steven Spielberg, 1982
Final sahnesinde E.T. Elliott’ın alnına dokunur ve “Ben hep burada olacağım” mesajını verir. Duygusallığın doruk yaptığı bir finaldir.

3- Casablanca Michael Curtiz, 1942
Bogart hayatının aşkına sarıldığında birbirlerini bir daha görmeyeceklerini hem onlar hem de biz seyirciler iyi biliriz. Böyle sert bir adamın inde bu kadar yumuşak bir ruh olduğunu keşfetmek de bizi ayrıca yaralar.

2- Butch Cassidy ve Sundance Kid George Roy Hill, 1969
“Bir an için başının belada olduğunu sandım” diyecektir Butch. Oysa fonda çalan müzik yaklaşmakta olan felaketi haber vermektedir. Gene de final sahnede görüntü bu iki adamın üstünde donar. Perde beliren cesaret ve deliliğin mükemmel bir portresidir.

1- Carrie Brian De Palma, 1976
O felaketten sağ kalan birkaç kişiden biri olan Sue (Amy Irving), Carrie’nin taze mezarına gelir ve çiçek bırakır. Carrie’nin eli topraktan çıkar ve onu yakalar. Dehşet verici bir kabustur bu, Sue korkuyla uyanır. Ama bu kabus asla bitmeyecektir.

Hadi bakalım yeni James Bond geliyor...

31 Ekim'de vizyona girecekmiş filin. İlk James Bond 1962 yılında "Dr. Who" olarak çekilmiş bu da 22. James Bond filmiymiş işte istatistikler bunlardı sayın okuyucular. Ben son dönem James Bond filmlerini seyretmedim utanıyorum :) Denk gelirse seyrediyorum aslında televizyonda ama denk gelmiyor demek ki ben ne yapabilirim? :) Yalnız yeni James Bond Daniel Craig'in tipine kılım beğenmiyorum adamı :))

Ben "Sean Connery" i tek geçerim kardeşim James Bond olaraktan :)

http://www.007.com/

adresinden filmin fragmanını falan da seyredebilirsiniz yani hizmette sınır yok gördüğünüz üzere. Site de güzel olmuş adamlar uğraşıyor anasını satayım biz de "vay ne güzel olmuş lan" diyoruz ancak :)




Bak gari listeye bak :)

1. War and Peace - 1968 - $560,000,000
2. Pirates of the Caribbean: At World’s End - 2007 - $300,000,000
3. Cleopatra - 1963 - $295,000,000
4. Spider-Man 3 - 2007 - $258,000,000
5. Titanic - 1997 - $247,000,000
6. Waterworld - 1995 - $238,089,566.93
7. Terminator 3: Rise of the Machines - 2003 - $216,400,000
8. X-Men: The Last Stand - 2006 - $210,000,000
9. Spider-Man 2 - 2004 - $210,000,000
10. Superman Returns - 2006 - $209,000,000

Listede benim gözüme en çok batan film "Waterworld" oldu. Kevin Costner oynadıydı lan bu filmde ve ne kadar rezil bir filmdi yaaaauw :))))) gitti paralar Kostnır efendiiii :)))))))))))

Listenin başında da "War and Peace" filmi olması ilgiç seyretmedim de bu filmi.


Ulan herşeyden geç haberim oluyor şu internet aleminde. Gezinirken "Street Fighter : The Legend of Chun Li" diye "Street Fighter" konulu 2. filmin çekildiğini okudum binbir heyecan Krokiller'a ilettim "heee biliin" dio :D Adre'ye dedim "he biliom hatun cici" dio :D

İşte adamlar bir Street Fighter filmi daha çekiyorlarmış hayırlısıyla. İlk filmi sinemaya geldiği gün seyretmiş (ne yazık ki) biri olarak "bu film bari bir b.ka benzesin ula!" diyorum :)))

İlk filmin yıldızı Van Damme'in (Guile) filmlerini de severim aslında lakin en kötü filmidir heralde Street Fighter. Abi o çocukluk zamanımda bile söylemiştim Guile karakterinin ülke ülke gezerek dövüştüğü tam da Street Fighter oyunu filmi çekse çok çok daha başarılı olurdu. Salak salak uçmuş gitmiş konu bütün adamları kullanalım diye abuk subuk karakterler falan kasmışlar yazıklar olsun dediydim :)

Detaylı bilgi isteyenler : http://www.imdb.com/title/tt0891592/

ebolax: oha oha
Krokiller: heee biliiin
ebolax: bana ne söylemion la it! 
Krokiller: ööö
Krokiller: çok üstüne düşmedim çünkü karakterler